Giresuna Genel Bakış

Denize doğru uzanan ve karşısında Doğu Karadeniz’in yegâne adasının (Giresun adası, Ares, Aretias, Areos Nesos, Puga) bulunduğu bir yarımadanın üzerinde yer alır. Yarımadadaki kale yerleşmenin çekirdeğini oluşturmuştur. Eski adı Kerasus olup bugünkü adı da bu kelimeye dayanır. Kerasus’un civarda bol miktarda yetişen kirazdan geldiği rivayet edilir. Bir başka kaynağa göre bu isim, yarımadanın denize doğru bir boynu gibi uzanması dolayısıyla eski Yunanca’da “boynuz” anlamına gelen kerastan türetilmiştir. Kaynaklarda adı Kerasus, Kerasous, Cerasous, Chirizonda, Cerasonte, Kerassunde şekillerinde de geçen şehir Türk hâkimiyeti döneminde bugünkü söylenişiyle anılmıştır.

Şehrin nüvesini oluşturan kalenin ne zaman kurulduğu ve nasıl bir yerleşmeye sahne olduğu hakkında kesin bilgi yoktur. Hititler döneminde Azzi ülkesinin bu bölgeyi de içine aldığı, milâttan önce IV ve V. yüzyıl Grek kaynaklarında ise Pontos denilen kesimin bir parçası olduğu belirtilir. Kerasus adlı bir yerleşme yerinin veya kalenin, milâttan önce 670’lerde Karadeniz bölgesinde koloniler teşkil etmeye başlayan Miletoslular tarafından kurulduğu ileri sürülür. Fakat bu ad altındaki koloninin Giresun’un bugünkü yerinde bulunup bulunmadığı tartışma konusudur. Ksenefon’un (m.ö. 350) ifadeleri bu konuda kesin bilgilere ulaşmayı güçleştirmektedir. Onun belirttiğine göre, başında bulunduğu Yunanlı askerlerle (Onbinler) milâttan önce 400’lerin başında ulaşıp bir ay kadar kaldıkları Trabzon’dan üç günlük mesafedeki yerin bugünkü Giresun olmayıp Vakfıkebir körfezinde bulunduğu ve bunun yörede yer alan Kereşon deresi (Kirazlık) adından teyit edildiği üzerinde durulmaktadır. Bazı yazarlar ise söz konusu bilgilerin doğrudan doğruya Giresun’un günümüzdeki yerini işaret ettiğini belirtirler. Strabon (ö. 21’den sonra), Amisos’tan (günümüzdeki Samsun’un yerinde) itibaren şehirleri sayarken Kytoros’tan sonra (günümüzdeki Ordu’ya 8 km. mesafede) Farnakia’nın geldiğini, buranın Kytoros’ta oturanlarca iskân edildiğini, buradan önce İskhopolis’e (Tirebolu [?]), oradan da orta büyüklükteki Kerasus’a ve Trapezus’a ulaşıldığını yazar. Bundan dolayı Kerasus ile Farnakia’nın ayrı şehirler olduğu ifade edilir. Arrien (ö. 176), idarecilik yaptığı bu bölgeden Roma imparatoruna yazdığı mektupta Farnakia’nın eski adının Kerasus olduğunu ve buranın da Sinoplular tarafından kurulduğunu bildirir. Bütün bu bilgilerden hareket edene pek çok araştırmacı, milâttan önce 183’te Sinop’u aldıktan sonra bölgeyi ele geçiren Pontos Kralı I. Farnakes (m.ö. 190-169) tarafından kurulan Farnakia’nın bugünkü şehrin bulunduğu yarımadada yer aldığını, uzun süre bu adla anıldığını ve Romalılar döneminde buranın Kerasus şeklinde adlandırıldığını belirtir. A. Bryer-D. Winfeld ise Farnakia’nın Yason burnunda olabileceği ihtimalini ileri sürerler. Onlara göre eski coğrafyacıların verdiği karışık bilgiler, XIX. yüzyılın bazı titiz araştırmacılarınca üç ayrı Kerasus’un varlığını ortaya çıkarmıştır. Bunlardan biri Sinop’un batısında, ikincisi Vakfıkebir’in doğusunda (Kireşon), üçüncüsü de bugünkü şehrin biraz uzağındaki vadide yer almakta olup Kireşon-Kerasus ihtimali çok zayıftır; Kerasus için Giresun’dan daha uzakta herhangi bir yer aramaya da ihtiyaç bulunmamaktadır.

Çevresinde önemli gümüş ve demir üretim yerleri olan Giresun, Pontuslular’ın ardından milâttan önce 64’te Pompeius tarafından zaptedildi. Ancak Romalılar burada tam bir hâkimiyet kurmadılar. Milâttan önce 64 ile milâttan sonra 64 yılları arasında bazı önde gelen ailelerin mâlikane arazileri içinde kaldı. Romalılar devrinde burada para da basıldı. Roma idaresinin ilk dönemlerinde, Romalı yazarlardan Ammianus Marcel’e göre Romalı kumandan Lucullus buraya geldiğinde yabani kiraz ağaçlarını görmüş ve fidanlarını Roma’ya götürmüştü. Bu bilgi kirazın dünyaya buradan yayıldığı rivayetinin kaynağı olmakla birlikte Roma’da daha önce de kirazın bilindiği belirtilir. Şehir Romalılar’ın idaresinden Bizans’ın denetimine girdi. 1071 sonrasındaki hızlı Türk fetihleri sırasında ele geçirilen yerler arasında Trabzon ve yöresinin bulunduğu bilinmektedir. Bununla birlikte Kerasus’un da Selçuklular’ın hâkimiyeti altına girdiğine dair herhangi bir bilgi yoktur. Haçlılar’ın İstanbul’u işgallerinin (1204) ardından Trabzon’da kurulan Rum İmparatorluğu’nun sınırları içinde kalan kaleye yönelik Türk akınları ve tehdidi bundan sonra da sürdü. Selçuklular Sinop ve Samsun yöresine hâkim olduktan sonra Trabzon Rum İmparatorluğu’nun batı sınırlarını zorlamaya başladılar. 1297’de Ünye yöresini ele geçiren ve Çepniler olduklarına inanılan Türkmenler Trabzon’a kadar akında bulundular. Bu tarihlerden itibaren Karadeniz’de ticaret kolonileri kurmaya başlayan Cenevizliler’in de şehirde temsilcilerinin olduğu sanılmaktadır. Dolayısıyla burada ayrıca Ceneviz nüfuzu da etkili olmuştur. XIV. yüzyılın başlarında Çepni Türkmenleri’nin akın faaliyetleri sırasında kalenin zaptedildiği tahmin edilmektedir. Nitekim tarihçi Panaretos’un kısa yıllığına göre 1301’de İmparator II. Alexios Kerasus’a gelip “Koustougans” adlı Türkmen beyini yenilgiye uğratmış, surları yeniden yaptırıp kaleyi tahkim etmişti. Panaretos’un zikrettiği bu Türkmen beyinin Küçük Ağa veya Küçdoğan olduğu belirtilmektedir. Giresun’un bilinen ilk Türk fâtihi olduğu anlaşılan bu beyin adının, bölgede bulunan bir yerleşme yerinin isminden hareketle Kuşdoğan şeklinde okunması daha doğru olmalıdır. Bu beyin bölgede etkili olan Bayram Bey ile irtibatı hakkında herhangi bir bilgi yoktur. Ancak Bayram Bey’in 1332’de Hamsiköy’e kadar geldiği Panaretos tarafından belirtilmiştir. Çağdaş kaynaklardan Livadenos’un raporuna göre 1341’den kısa bir süre önce Kerasus Türkmenler’in eline geçti. Fakat bu konuda tamamlayıcı bilgi bulunmamaktadır. Ayrıca yine Panaretos’un ifadelerinden anlaşıldığına göre daha bu sıralarda şehrin art bölgesi ve etrafı kalabalık Çepni gruplarının iskânına sahnen olmuştu. Nitekim Kelkit vadisinden gelip Harşit ırmağı boyunca yerleşen Çepniler sahile kadar inmişlerdi. III. Alexios 1380 Şubatında üzerlerine yürüyüp bunları dağıtmış, hatta kayıklarına da el koymuştu. 1348’de şehirde ticaret kolonileri olan Cenevizliler’ce yağmalanıp kale dışındaki yerleşme yeri yakılan Kerasus, Trabzon Rum İmparatorluğu’nun karşı karşıya kaldığı iç bunalımlar sırasında kuvvetli bir sığınak olarak ön plana çıktı. Grandük Niketas’ın bir iç mücadele esnasında buraya kaçıp (1354) daha sonra topladığı kuvvetlerle Trabzon’a yürüdüğü, fakat başarısız olunca geri dönüp kaleye kapandığı, bunun üzerine İmparator Alexios’un burayı kuşatıp itaat altına aldığı bilinmektedir. 1356’da imparator noeli burada geçirmişti. Panaretos ayrıca, 1361’de Ünye’ye giden imparatorun Kerasus’a geri dönerken aynı zamanda damadı olan Bayram Bey’in oğlu Hacı Emîr Bey’in de kendisine refakat ettiğini yazar. Yine ona göre III. Alexios da Niksar hâkimi Tâceddin Bey’e nikâhladığı kızı ile Kerasus’a gelmiş, Trabzon’daki karışıklıklar üzerine kızını burada bırakıp geri dönmüştü (1379).

Üzerinde bir de manastırın yer aldığı Ares adası 1368 Temmuzunda Osmanlı denizcilerinin hücumlarına hedef oldu. Böylece ilk Osmanlı tehdidiyle karşı karşıya kalan Kerasus bir süre sonra bölgedeki Türkmenler tarafından zaptedildi. Hacı Emîr Bey’in oğlu Süleyman Bey 1397 ilkbaharında şehri kuşatıp aldı. Bezm ü Rezm’e göre bu fetih Kadı Burhâneddin tarafından büyük bir memnuniyetle karşılanmıştı. Fetihten yedi yıl sonra 1404’te Trabzon’a gitmek üzere Giresun’dan geçen Katalan elçisi Clavijo, bu sahillerin Türk Beyi Arzemir’in (Hacı Emîr [?]) kontrolü altında olduğunu ve onun 10.000 kadar atlı askeri bulunduğunu yazmaktadır. Giresun fâtihi Süleyman Bey’in ne zaman ve ne şekilde vefat ettiği, beyliğinin nasıl ortadan kalktığı bilinmediği gibi Giresun’un hangi tarihte tekrar Trabzon Rum İmparatorluğu’nun eline geçtiği hakkında da bilgi yoktur. Fâtih Sultan Mehmed’in Trabzon’u fethi sırasında Giresun imparatorluğun elinde kuvvetli bir kale durumunda bulunuyordu. Muhtemelen Fâtih, 1461’de Trabzon’u alışının ardından geri dönüş sırasında burayı da teslim almıştı. Şehrin direnmeksizin zaptedildiği, fetihten yirmi beş yıl sonra yapılan tahrirden de anlaşılmaktadır.

Osmanlı idaresi altında Giresun bir liman şehri olarak gelişme gösterdi. Bu dönem boyunca zaman zaman bazı önemli olaylarla karşı karşıya kaldı. XVI. yüzyılın sonlarına doğru görülen eşkıyalık hareketleri Giresun ve yöresini de etkisi altına aldı. Daha bu yüzyılın başlarında Giresun’un Çepniler’le meskûn dağ köylerinin bir kısım halkı Safevî propagandasının esiriyle İran’a kaçmıştı. Yüzyılın son çeyreğinde ise Pazarsuyu kazasında toplanan otuz kadar medreseli (suhte) etrafta eşkıyalıkta bulunarak Giresun’da pek çok yeri basıp yağmalamışlar ve bunlar has voyvodası Zünnûn’un yöreden topladığı il erleri vasıtasıyla 1574 yazında bertaraf edilmişlerdi. 1586 ve 1587’de şehirde muhafız olarak bulunan yeniçeriler bazı karışıklıklar çıkardılar. 1594’te bu eşkıyalık hareketleri had safhaya ulaştı, yöreden 200 hâne “terk-i vatan” etti. XVII. yüzyıl başlarındaki bu tür sıkıntılar ve Celâlî gruplarının faaliyetleri halkın merkeze başvurmasına yol açtı. Ordu bölgesinden Hacı Şamlu Giresun Kalesi’ni kuşatmış, bu tehlike Seyyid Mehmed Paşa’nın gayretiyle atlatılmıştı. 1634’te ise Kazaklar Giresun yöresini yağmaladı. Evliya Çelebi, Kazaklar’ın Giresun karşısındaki adaya kayıklarını saklayarak saldırdıklarını belirtir. 1683’teki Viyana seferi için 300 er gönderen Giresun, XVIII. yüzyılın ikinci yarısına doğru bölgede etkili olan âyanın mücadelesine sahne oldu. 1756’da Canik muhassılı olan Süleyman Paşa ve kardeşi Ali Bey 12.000 kadar kuvvetle şehri basıp yağmaladılar. Kaleye kapanan halk yirmi üç gün süren kuşatmadan oldukça etkilendi. Bu sırada şehir yakıldı, mallar gemilerle Samsun’a taşındı. Söz konusu tahribatın izleri kolay kapatılamadı. Hemen ardından devlet tarafından takibata uğrayan idam mahkûmu iki âyan kaleye sığındı ve kendilerini kuşatan Canikli Ali Bey’e altmış gün kadar direndikten sonra ele geçirildi. 1789’da başlayan savaş dolayısıyla Soğucak ve Anapa taraflarına gitmekle görevlendirilen bölge âyanı arasında Giresun yöresindekiler de vardı. Bu dönemde şehirde dizdar Lâçinoğlu Hacı Mustafa nüfuz tesis etmişti. XIX. yüzyılın ilk çeyreğindeki Tuzucuoğulları isyanı Giresun’un da içinde bulunduğu bölgeyi etkiledi. Bunlara katılan Lâçinoğulları 1816’da Giresun’a tam olarak hâkim oldular. II. Mahmud’un gönderdiği iki firkateyn ile bir korvet Giresun önlerine gelerek yeniden kontrolü sağladı. Şehir asıl önemli olayları Millî Mücadelede dönemlerinde yaşadı. İşgale uğramamasına karşılık Ruslar’ın Trabzon’u alıp Harşıt’a kadar ilerlemesi şehirde büyük bir endişeye yol açtı. Yörede Pontus Rum Devleti kurmaya yönelik hareketler, Rum çetelerin faaliyetleri ve bunlara karşı direniş pek çok karışıklığa sebep oldu. Direnişi örgütleyen belediye reisi Topal Osman Ağa önemli faaliyetlerde bulundu. Giresun askerlik şubesi başkanı ve Türk dili, kültürü hakkında yazıları olan Hüseyin Avni Bey de bu mücadelede rol oynadı. Cumhuriyet döneminde vilâyet merkezi haline getirilen (1923) Giresun’un Rum nüfusu Lozan Antlaşması sonrasında yapılan mübâdele ile burayı terketti.
TARİHİ ESERLER
Giresun Kalesi
Oldukça zengin bir tarihi kültüre sahip olan Kale şehrin merkezine kurulmuştur. Hem araç hem de yaya yönünden ulaşımı oldukça kolaydır. Kalede Milli Mücadele Kahramanı Topal Osman Ağa’nın anıt mezarı, tarihi saray kalıntıları, mağaralar, kaba taşlarla örülmüş surlar ve taş kabartmalar görülebilecek önemli noktalardır. Dinlenme yerleri park ve bahçelerle düzenlenmiş olan kale müstesna bir seyir mekanıdır.

Cocuk Kütüphanesi(katolik kilisesi)
Çınarlar mahallesinde Çocuk Kütüphanesi olarak hizmet veren bina 18.Y.Y. Gotik mimarisi tarzında inşaa edilmiştir. Günümüze kadar özgün yapısını korumuştur.

Zeytinlik Mahallesi
Kalenin güneydoğusunda yer alan ve Zeytinlik Mahallesi adını alan semt eski tarihi Giresun evlerinden oluşur. Korunmaya alınmıştır. Eski evlere meraklı olanlar için gezilip görülecek ilginç bir semttir.
 
Seyyid Vakkas Türbesi
Kapı mahallesinde bulunan 19.Y.Y.’dan kalma bir türbedir. Fatih Sultan Mehmet zamanında büyük yararlılıklar gösteren ve bir çatışma sırasında şehit düşen Uç beyi Seyyid Vakkas’a aittir. Kendisi 15.Y.Y.’da yaşamış olmasına rağmen türbesi 19.Y.Y.’da yaptırılmıştır.

Kiliseler
Kentte iki kilise bulunmaktadır. Her ikisi de 18. yy’ dan kalmadır. Sokakbaşı Gogora Mevkiinde bulunan kilisenin mülkiyeti özel idareye ait olup, müze olarak kullanılmaktadır. Çınarlar Mahallesinde ise çocuk kütüphanesi olarak hizmet vermektedir.

Gogora Kilisesi
Hacı Hüseyin Mahallesi’nde bulunan ve XVIII yüzyılından kalma bir Rum kilisesi özgün mimarisi ile dikkat çeker.

Katolik Kilisesi
Çınarlar Mahallesi’nde XVIII asırda yapıldığı sanılan eski bir kilise olup, bugün çocuk kütüphanesi olarak kullanılmaktadır.

Meryemana
Askerlik Şubesi arkasındaki eski Lonca yolu üstünde bulunmaktadır. Hıristiyanlığın ilk yayıldığı yıllardan kalma bir kaya tapmağıdır. Panaia ve Surp Sarkis adlarıyla da bilinen ve üç katlı olduğu söylenen tapınak, geçmişte şifahane olarak kullanılmıştır.
 
 
 
Hacı Hüseyin Camisi
Kayıtlara göre cami 1594 yılında Çobanoğlu Hacı Hüseyin tarafından yaptırılmıştır. Sonraları yıkılan yapıyı 1861’de Dizdarzade Murat Bey kızı Ayşe, Emetullah hayratı olarak yeniletmiştir. 1901 tarihli yazıtından, mermer şadırvanının Hattatzade Hacı Ömer Ağa tarafından yaptırıldığı anlaşılmaktadır.

Hacı Miktat Camisi
Yapının üç yazıtı vardır.1661 tarihli yazıtında yapının Hacı Miktad Ağa’nın vakfı; 1841 tarihli yazıtından, Hacı Çalık Kapudan’ın hayratı olduğu anlaşılmaktadır. 1889 tarihli yazıt ise yapıyı Hacı İsmail Efendi’ nin yeniden inşa ettirdiğini belirtmektedir.

Kale Camisi
Hükümet Konağı yakınında, mimari değeri yüksek bir yapıdır. İki yazıtı vardır. Giriş kapısı üstündeki 1830 tarihli yazıtından ilk camiyi Dizdarzade Emetullah Hanım’ m yaptırdığı bildirilmektedir. 1911-1912 tarihli yazıtındaysa, caminin Sarı Mahmutzade EI-Hac Mustafa Efendi tarafından yeniden inşa ettirildiği belirtilmektedir.

Şebinkarahisar Kalesi
Kalenin bugünkü giriş kapısı ve çevresindeki surlar Selçuklu (Mengücekli) Osmanlı dönemlerine aittir. Kale kapısı üzerindeki kitabe ve Selçuklu çift başlı kartal kabartması da 1896 yılında Rumlar tarafından yerinden sökülüp yok edilmiştir. İç kale sur duvarları ve kale duvarlarının yapısı Osmanlı döneminin 17-18 yy. özelliklerini göstermektedir.

Meryemana Manastırı
Manastırın ilk kuruluşu bazı kaynaklar tarafından 481-490 yıllarında konulmaktadır. Osmanlı döneminde manastır epey parlak bir dönem yaşamıştır. Bugünkü kalıntılar 19.yy dan kalmadır. Araştırmacılar ortaçağ manastırının yanarak yok olduğunu ve 19.yy.da yenilendiğini belirtmektedirler
 
 
GİRESUN BELEDİYELERİ
SIRA
İLÇESİ
BELEDİYENİN ADI
TELEFON NUMARALARI
1
MERKEZ
GİRESUN
2161050
2
MERKEZ
ÇALDAĞ
2812007
3
MERKEZ
DUROĞLU
2535268
4
MERKEZ
İNİŞDİBİ
2122558
5
ALUCRA
ALUCRA
7513006
6
BULANCAK
BULANCAK
3182010
7
BULANCAK
KOVANLIK
3534444
8
BULANCAK
AYDINDERE
3262250
9
ÇAMOLUK
ÇAMOLUK
7815102
10
ÇAMOLUK
YENİCE
7922003
11
ÇANAKCI
ÇANAKCI
5912018
12
ÇANAKCI
KARABÖRK
5942203
13
DERELİ
DERELİ
3813007
14
DERELİ
YAVUZKEMAL
3858282
15
DOĞANKENT
DOĞANKENT
4715030
16
ESPİYE
ESPİYE
6115720
17
ESPİYE
SOĞUKPINAR
6192365
18
EYNESİL
EYNESİL
5813001
19
EYNESİL
ÖREN
5865008
20
GÖRELE
GÖRELE
5131007
21
GÖRELE
ÇAVUŞLU
5230005
22
GÖRELE
AYDINLAR
5372064
23
GÖRELE
KÖPRÜBAŞI
5372222
24
GÖRELE
KIRIKLI
 
25
GÜCE
GÜCE
4516380
26
KEŞAP
KEŞAP
6414044
27
KEŞAP
KARABULDUK
6465006
28
PİRAZİZ
PİRAZİZ
3614590
29
PİRAZİZ
BOZAT
3645791
30
Ş.KARAHİSAR
Ş.KARAHİSAR
7114005
31
TİREBOLU
TİREBOLU
4114016
32
YAĞLIDERE
YAĞLIDERE
6712040
33
YAĞLIDERE
ÜÇTEPE
6752110
 
 

Eklenen yazılar

henüz bilgi eklenmemiş...

Yaz / Bilgi Ekle

Yazınız editörlerimizce indelendikten sonra burada yayınlanacaktır...

Adınız/Soyadınız *

E-mail adresiniz

Detay *