DİL, BAZEN GÜL EDER, BAZEN KÜL EDER.
Çok geniş anlamıyla dil, duygu, düşünce ve güdüleri doğrudan doğruya ya da dolaylı olarak bildirmeye yarayan herhangi bir anlatım aracıdır. Bu tanım bütün canlıların kendi aralarındaki bildirişimlerle ilgili işaret sistemlerini olduğu kadar insanlar tarafından doğanın ve eşyanın ortak kalıplar halinde manalandırılması olgularını da kapsamaktadır. Doğal iletişim aracıdır.
Jest (hareket),konuşma (ses) ve yazı (işaret) bunlar insan dilinin üç ayrı görüntüsüdür.
Biz bugün gönüller yapan ve gönüller yıkan dilden yani kullandığımız lisandan bahsedeceğiz. İnsanoğlu ne çekerse dilinden çekermiş. Ama yazdıklarından dolayı sıkıntıya düşenlerde yok değil hani. Bazen insanların sınırı ve siniri zorlanınca elim vakaların olduğu dünyamızda dilin rolü önemlidir. Dil üstüne o kadar şey söylenmiş ki.
Diline hâkim olmak-Dilini iyi kullanmak-Tatlı dilli olmak-Dilini yutmak-Dilsiz şeytan - Adamda bir karış dil var-Dilini koparmak-Diliyle sokmak-Dilin kemiği yok-Dili varmamak-Dilinin altında bir şey var-Dilinde tüy bitmek-Diline dolamak-Dile düşmek-Dil dökmek-Dili tutulmak-Dillere destan olmak-Sivri dilli olmak-Dil yarası-Dili varmamak-Dili olsa da söylese-Dilinden çekmek-Dil uzatmak-Dili açılmak-Dile kolay-Dile gelmek …..bu örnekler uzayıp gider.
Kemiği olmayan dilimizi kullanıp, bir de dilimiz açılınca, dil uzatmadığımız, dilimize doladığımız kimse kalmaz alimallah. Bazen sivri dilli, bazen tatlı dilli olur, bazen birilerinin dilini koparırız nedense. Ama bazen de bir şeyi elde etmek için ne diller dökeriz, dile geliriz. Eğer işimizi birileri yapmazsa ne mümkün dilimizden kurtulması.
Dillere destan tarihi eserlerimiz dile gelse de bize anlatsa, dilsiz kalmış o eserler, Türk nesline ne güzellikler tattırdık, ne erenler, ne gönül dostları çatımız altında hoş sedalar bıraktı derler herhalde.
Şu çevreyi rant için yok eden, ormanları yakan, doğal güzellikleri harap edenleri ikaz etmekten dillerimizde tüy bitti de onlar kimseleri tınlamadı bile. Bazen dilimiz tutuldu felaketleri gördükçe. Ne diyeceğimizi bilemiyoruz, o akla hayale gelmeyen cinayetlere, çocuklarımıza zaman zaman uygulanan şiddete, tacizlere, canavarca tutumlara, trafik kazalarındaki toplu katliamlara karşı. Bu manzaraları yaratanlara karşı dilsiz şeytan olmayalım lütfen, bir şeyler diyelim, bir şeyler söyleyelim dilimiz döndüğünce.
Ülkemde olup bitenlere dilim varmıyor ama birileri acaba bize tuzak mı kurdular? Bazıları dillerinin altında başka bir şeyler saklıyor da biz mi anlamıyoruz acaba? Maalesef Türkçe konuşuyorlar ama sanki uzaylı gibiler. Aslında anlıyoruz onları, fakat “acaba böyle mi demek istedi” diyerek bir hafta düşünüyoruz. Artık kendi neslimizi bile tercümanla anlıyoruz. Dilim varmıyor ama bu güzelim insanlarımız, dilini iyi kullananlar tarafından iyi kandırılıyor desem yalan da sayılmaz. Okuyanlar bunları yazdığım için acaba bana kızarıyorlar mı bilemem? İnşallah dile düşmeyiz. Biz kimseyi dilimizle sokmayız. Öyle bir marifetimiz hiç olmadı ve olmasın. Çünkü olayları doğru anlatmak, doğru yorumlamak, faydalı işlere imza atmak, huzurun, sevginin adresini vermek asıl gayemizdir.
Niyetleri ortaya koyan ve anlatan dildir. Dil, hem beynin hem de gönlün aracıdır. Duygularımı ifade eden bu yazımı yazarken beden dili kullanmıyorum. Sadece parmaklarım işe yarıyor. Yalnız bu makalenin içeriğini bir topluluğa anlatırken beni izleseniz ne demek istediğim daha net olarak anlaşılır. Dil, bazen tatsızlık yapar ama bazen de iyi tat alır nefis yemeklerden.
Kısacası gönüller yıkan değil gönüller yapan dilimiz olsun.
Sinirlendiren değil eğlendiren dilimiz olsun.
Neşe saçan, muhabbeti bal eden, dost meclisine huzur veren, kulaklarımızın pasını silen bülbül gibi şakıyan ama her şeyden evvel her şeyi tarafsız, dosdoğru anlatan dilimiz olsun da ortamı geren, insanları sizden uzaklaştıran, kutuplara ayıran, yalan söyleyen, tehlike saçan, insanları kandıran diliniz olmasın.
Dille yapılan bir spor duymadım. Ama dil karıştığı zaman spor da karışır. Spor bedenle yapılır ama beden dili de kullanılmaz. Kullanırsanız kart görürsünüz.
Keşkeler ve acabalara yer vermemeniz için mutlak suretle “tatlı dil “kullanın.
Ayarı olmayan saat randevulara geciktirir, treni kaçırtabilir. Ayarsız ve dengesiz dil ise huzuru kaçırabilir. Öyleyse saatinizi ve dilinizi iyi ayarlayın.
Arızalanan her eşyanın bazen tamirle arızası giderilebilir ancak dil yarasının açacağı arızaları gidermek mümkün olmayabilir. Öyleyse dili uzun olmayalım. Samimi, önyargısız, doğru-dürüst, sevecen, olumlu, ılımlı, kibar bir de ilimli olunca sorun olur mu ki?
Diksiyon kursları vardır güzel cümleleri nasıl kuracağınızı öğretir. Ama bizim aradığımız ise aslında kalpleri güzel niyetlerle dolduracak kurslara ihtiyaç var. Böyle bir kurs var mı bilemem ama iyi ilişkilerin olduğu ve değerlerin korunduğu toplumlarda bu sorun yaşanmaz. Siyasi değil insani dil kullandığınızda yeryüzünde gönlüne giremediğiniz hiç kimse kalmayacaktır.
Ne dilinizin altında bir şey olsun, ne dile düşün, ne de kimseye dilini yutturmayın.
Güzellikleri yaratmada dillere düşmeye var mısınız?
Diliniz sizi kül etmesin, ama her bahçede açan gül etsin.
Unutmayın ki;
“DİL, AĞIZDA DURAN SİHİRLİ OK.
SİNİRLE GERİLİR YAYI DA YOK.”
İhsan KOÇ
Pendik 700.Yıl İlköğretim Okulu Müdürü
Kendine dönüp bakmak…
Görüşlerinde en fazla ısrar edenler, anlaşabilecek çok az kişi bulurlar.
Lao-Tao, Tao Teb King
Üç okul değiştirerek çalıştığım okulun 7. sınıfına devam eden Kemal’ın arkadaşlarıyla sorunları vardı. Sürekli arkadaşlarının güvenilir olmadıklarını, kendisine kötü davrandıklarını, oyunda mızıkçılık yaptıklarını ve kendisinin de istemeden kavga ettiğini söylüyordu. Hep bu nedenlerle arkadaşlarından ayrılmış, dışlanmış ve okul değiştirmek zorunda kalmıştı. Görüşmede “ben ne yaptıysam arkadaşlıklarımla kavga etmek durumunda kaldım, onlar beni zorladı” dedi. (Oysa öğrenci arkadaşlarına şiddet uygulayan, alay eden, sınıf düzenini bozan, sorumluluk sahibi olmayan bir öğrenciydi. Ona göre suçlu hep başkalarıydı.) Bunun üzerine yaşadıkları sorunları, arkadaş ilişkileri vb. üzerine konuştuktan sonra ona şu hikâyeyi anlattım;
“Bir güvercin sürekli yuva değiştiriyormuş. Yuvada zamanla gelişen koku ona dayanılmaz geliyormuş. Akıllı, yaşlı ve deneyimli bir güvercinle konuşurken üzgün bir şekilde bundan şikâyet etmiş. Şikâyeti dinleyen güvercin başını birkaç defa sallamış ve şöyle demiş.”Her yuva değiştirdiğinde aslında hiçbir şey değiştirmiyorsun. Seni rahatsız eden koku yuvandan değil senden geliyor”(Peseschkian,1998).
Hikâyeyi dinledikten sonra biraz düşündü, sustu. “Bu hikâyeyi yazabilir miyim” dedi. Yazılı verdim. İzin istedi ve gitti. Bir sonraki randevusuna gelmedi. Aradan birkaç hafta geçtikten sonra tekrar randevu istedi. Ve “ben yıllardır hiç böyle düşünmemiştim. Gerçekten arkadaşlarımla ilişkilerimde benimde hatalarım var, onların canını yakıyorum,” dedi. Ve görüşmeye devam ettik.
Görüşmeler sonunda öğrenci davranışlarının sorumluluğunu alarak kendine bakmayı öğrendi. Bunda ne kadar başarılı oldu bilemem ama en azında bilinç oluştu. Bu sorunlar çocuklar arasında böyle yaşanırken farklı boyutlarda, farklı şekillerde ve farklı konularda biz yetişkinlerin arasında da yaşanıyor.
Yaşamımızda rahat konuşabileceğimiz, yanında kendimizi güvende hissedebileceğimiz dostları, arkadaşları bulmak çok zor artık. Eğer etrafınızdaki güvenilir insanların sizden uzaklaştığını, eskisi kadar değer vermediğini düşünüyorsanız daha çok zaman kaybetmeden biraz da dönüp kendinize bakmanız; kendi tavır ve davranışlarınızı gözden geçirmeniz, kendinizi sorgulamanız gerekmez mi acaba?
İlişkilerimizin bozulmasında bizim payımız nedir?
Her kavgamızda yüzde yüz biz mi haklıyız?
Varsayın ki haklıyız. Yaşamımız mutsuz, huzursuz, bir tadı eksik geçiyorsa hatalarımız telafi etmek için yeniden merhaba demek gerekmez mi?
Ne dersiniz?
Uzm. Psk. Dan. Emine YILDIRIM
Bahçelievler
Rehberlik ve Araştırma Merkezi Müdürü
İhsan KOÇ - 2010-02-12 21:00:48Sayın Emine Hanım, Güzel bir yazı okudum ve istifade ettim.Bir rehber öğretmen olarak başka yazılarınızı bekliyoruz.Diyorum ki kıyafetinizi değiştirirseniz bir kaç kişiyi etkilersiniz,estetik ameliyatıyla ancak üç beş hayranınız olur ama aldığınız güzel bir eğitimle milyonları ve büyük kitleleri etkilersiniz.Keşke davranış arızamızı düzeltecek bir ayna veya bir ultrason benzeri bir alet olsa.Çünkü yanlışı olan birini ikaz ettiğinizde malesef o yanlışın belgesi istenir hale geldi nedense. Sözünüze itibar eden dost bile kalmadı sanki etrafımızda. Yanlışa Dur Derneği kurulsa herhalde kurucu üye bulamayız diye düşünüyorum.Selamlar.
Adınız/Soyadınız *
E-mail adresiniz
Detay *